Uluslararası Savcılar Birliği 1. Avrupa Bölgesel Konferansı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, kripto para ve blok zincir teknolojisinin, suç örgütleri tarafından başta terörün finansmanına kaynak sağlanması olmak üzere, suç delillerinin aklanması amacıyla yaygın olarak kullanıldığını belirterek, “Günümüzde uluslararası uyuşturucu transferinde suçu kamufle etmek amacıyla Bitcoin üzerinden ödeme yapıldığı ve böylece siber suçlarla, uyuşturucu suçu arasında da bir ilişki kurulduğu görülmektedir. Bu durumun işimizi daha da zorlaştırdığını belirtmek isterim.” dedi.

Beşiktaş’ta bir otelde “Dijitalleşme Çağında Etkin Soruşturma” temasıyla düzenlenen Uluslararası Savcılar Birliği 1. Avrupa Bölgesel Konferansı’nın resmi açılışında konuşan Şahin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarıyla belirlenmiş, pozitif bir yükümlülük olarak etkin soruşturmanın, çağdaş ve demokratik toplumlarda ceza adalet sisteminin temelini oluşturduğunu belirtti.

Şahin, soruşturmanın başında yapılacak yanlışların, ceza muhakemesinin amacı olan maddi gerçeklere ulaşmayı engelleyeceğini ifade ederek, etkin bir soruşturma yürütülürken uluslararası antlaşmaların Anayasa uyarınca kanun hükmünde olduğunu, bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiasının dahi ileri sürülemeyeceğini söyledi.

“Dijital delillerin tespitinde dünyada onay gören prosedür zorunludur”

Bu anlamda adil yargılanma hakkı, suçsuzluk karinesi, kanunen eşitlik, savunma hakkı, lekelenmeme hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, hukuka aykırı delil ödetme yasağı gibi temel ilkelerin yürütülen soruşturmalarda gözetilmesinin hem yasal bir zorunluluk hem de mesleki, insani ve etik bir sorumluluk olması gerektiğinin altını çizen Şahin, şöyle devam etti:

“Kuşkusuz bu ilke ve prensipler, dijital ortamda işlenen suçlara ilişkin soruşturmalar bakımından da geçerlidir. Üzerinde durmak istediğim bir diğer husus aynı zamanda bu konferansın da konusu olan dijital delil kavramıdır. Bilişim sistemleri, sosyal ve ekonomik hayatın yanı sıra ceza adalet sisteminde de büyük kolaylıklar sağlamıştır. Ancak klasik suç tiplerinin dışında siber ortamda gerçekleştirilen birçok farklı eylem türlerine de uygun bir zemin hazırlamıştır. Bu suçlarda parmak izi, DNA incelemesi, teşhis gibi klasik delil elde etme yöntemlerinin yeri yoktur. Donanım ve yazılımlarda suçun ispat delili olarak yer alan veriler değiştirilmeye ve bozulmaya müsait niteliktedir. Bu nedenle dijital delillerin tespiti, elde edilmesi ve analizinde tüm dünyada onay gören ve sürekli güncellenen bir prosedür zorunludur.”

“Siber suçların sınır aşan özelliği işbirliğini gerektirmektedir”

Uluslararası düzenlemelere göre, bir delilin ceza usul işlemlerine konu edilebilmesi için aidiyet, gereklilik, yasallık, kabul edilebilirlik, bütünlük, doğruluk ve saiklik gibi kriterlerle kapsamını karşılaması gerektiğini anlatan Şahin, siber suçlarda dijital delili veren devletin, suç delillerini hukuka aykırı yöntemle elde edip etmediği ve dijital delili alan devlet tarafından da bu delilin kullanılabilir olup olmadığının ayrı bir tartışma konusu olarak karşılarına çıktığını aktardı.

Önemli bir diğer konunun uluslararası işbirliği olduğunu ifade eden Şahin, “Siber suçların sınır aşan özelliği, ceza adalet sistemleri arasında etkin bir işbirliğini gerektirmektedir. Ülkemiz, Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesi’ni 22 Nisan 2014 tarihinde kabul etmiştir. Bu sözleşmeye ek iki protokol ile siber ortamda işlenen suçlarda dijital delillerin elde edilmesine ilişkin ülkeler arasında işbirliği öngörülmüştür. Türkiye ulusal mevzuatını sözleşme ile uyumlu hale getirerek sözleşmede yer alan 7/24 uygulamasını yürürlüğe koymuş, polis ve savcılıklar bünyesinde siber suçlar büroları oluşturmuştur. 25 Kasım 2021 tarihinde de bilişim suçları mahkemelerinin kurulmasını sağlayarak sözleşmeden doğan işbirliğine dayalı yükümlülüklerini yerine getirmiştir.” diye konuştu.

Şahin, sözleşmeye taraf olmayan ülkeler nedeniyle bu alanda bazı sorunların yaşandığını, daha etkin bir uluslararası işbirliğine ihtiyaç bulunduğunu vurguladı.

Dijitalleşme çağında ekonomik suçlarla mücadele alanında da bazı sorunlar ve yetersizliklerin mevcut olduğuna dikkati çeken Şahin, sözlerine şöyle devam etti:

“Türkiye Bankalar Birliğinin 2021 bir yılı raporunda kripto para sayısının 15 bin 882 olduğu, kripto piyasasında günlük işlem hacminin ise 99 milyar dolara ulaştığı belirtilmiştir. Kripto para ve blok zincir teknolojisi suç örgütleri tarafından başta terörün finansmanına kaynak sağlanması olmak üzere suç delillerinin aklanması amacıyla yaygın olarak kullanılmaktadır. Günümüzde uluslararası uyuşturucu transferinde suçu kamufle etmek amacıyla Bitcoin üzerinden ödeme yapıldığı ve böylece siber suçlarla, uyuşturucu suçu arasında da bir ilişki kurulduğu görülmektedir. Bu durumun işimizi daha da zorlaştırdığını belirtmek isterim.”

“Yapay zekadan yararlanmaya yönelik sistemin daha ileriye götürülmesi için çalışmalar yürütülüyor”

Şahin, yapay zekanın giderek geliştiğini ve günlük yaşamın bir parçası haline geldiğini, sosyal ve ekonomik hayattaki kullanımına paralel olarak sağladığı sürat, tutarlılık ve kolaylıklar nedeniyle son 10 yılda özellikle ceza adalet sistemlerinde de kullanılmaya başlandığını anlattı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin, konuşmasını şöyle tamamladı:

“Ülkemizde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nin kullanıldığı Cumhuriyet Başsavcılıklarında, adliye mahkemelerinde, bölge adliye mahkemelerinde ve Yargıtay’da robotik yöntemler hariç olmak üzere yapay zekadan yararlanmaya yönelik sistemin daha ileriye götürülmesi için halen yoğun çalışmalar yürütüldüğünü belirtmek isterim. Diğer taraftan yapay zeka, silahlı ve silahsız hava araçları bünyesinde, askeri ve savaş teknolojisinde de kullanılmaya başlanmış. Yüz, ses ve parmak izi tanıma sistemleri otonom ulaşım araçları ile de günlük hayatımıza girmiştir. Tüm bu olgular, yapay zekaya ilişkin hukuki bir düzenlemeyi zorunlu kılmaktadır.”

“Günümüzde bilginin ve dijitalleşmenin büyük önem kazandığı alanlardan bir tanesi de ceza adaletidir”

Yargıtay Birinci Başkanı Mehmet Akarca ise adaleti gerçekleştirmenin, hak ve özgürlükleri korumanın, hukuki güvenliği sağlamanın, hukukun temel görevleri arasında olduğunu ifade ederek, uluslararası belgelerde, toplumun adalete ilişkin ihtiyaç ve beklentilerinin karşılanması konusunda, adalet kurumlarının açıklık ve duyarlılık göstermelerinin öneminin vurgulandığını söyledi.

Akarca, 20. yüzyılın sonuyla birlikte insanlık tarihinin hızlı bir değişim sürecine girdiğini, temel kaynağını bilgiden alan, bilgi odaklı kurumların temel dinamik olduğu ve bilgi toplumuna geçiş sürecinin yaşandığını vurguladı.

Yapay zeka, robotik taşıtlar, 3D yazıcılar, nanoteknoloji gibi yeniliklerin dijital çağda yüzleşmek zorunda kalınan gerçekler olduğunu belirten Akarca, “Bu gelişmelere paralel olarak günümüzde bilginin ve dijitalleşmenin büyük önem kazandığı alanlardan bir tanesi de ceza adaletidir. Uluslararası alanda, hükümetler arası toplantılarda, küresel düzeyde, suç politikalarına ilişkin çeşitli bildirgeler yayınlanmaktadır. Bu bildirgelerde, yeni suç tipleri, suçu önlemek için sorgulanabilecek yöntemler ve geliştirilecek mekanizmalar da dahil olmak üzere rehber ilkeler ile tavsiyelere yer verilmektedir. Dijital ortamda işlenen suçlar, insan haklarının korunması, ceza adaleti sistemlerinin etkinliği ve yeterliliği için göz ardı edilemeyecek kadar büyük ve önemli bir sorun haline geldi.” değerlendirmesinde bulundu.

Yeni suç işleme yöntemleri ve yeni suç tipleriyle karşı karşıya olunduğunun altını çizen Akarca, diğer taraftan soruşturmaların etkin yürütülmesi ve delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilmesinin, ceza adalet sisteminin vazgeçilmez unsurları olduğunu ifade etti.

IAP Başkan Yardımcısı ve Azerbaycan Cumhuriyeti Başsavcısı Kamran Aliyev de programda bir konuşma yaptı.

Açılışın ardından 32 ülkeden katılımcılar hatıra fotoğrafı çektirdi. Konferans, oturumlarla devam edecek.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*